Bugün bir banka, sigorta şirketi ya da fintech kurumunda yapay zekâ gündeme geldiğinde, genellikle benzer bir arayışla karşılaşıyoruz. Yönetim ekipleri farklı kullanım senaryolarını değerlendiriyor, pilot projelerle potansiyeli ölçmeye çalışıyor ve teknoloji sağlayıcılarıyla birlikte doğru yaklaşımı netleştirmeye odaklanıyor. Kurumların önemli bir bölümü, yapay zekâyı üretim ortamına güvenli ve sürdürülebilir şekilde taşıyabilmek için hem teknik hem de operasyonel açıdan doğru zemini oluşturmaya çalışıyor. Ancak finans sektöründe yapay zekâ denemeleri ile gerçek iş değeri arasındaki mesafe, birçok sektöre kıyasla hâlâ oldukça geniş. Bunun temel nedeni teknoloji eksikliği değil; yoğun regülasyonlar, yıllar içinde birikmiş legacy altyapılar ve doğal olarak temkinli ilerlemeyi tercih eden kurum kültürleri. Bu nedenle pek çok yapay zekâ projesi pilot aşamasında duraklayabiliyor.

Buna karşın, bu tabloya dışarıdan bakıldığında pek görünmeyen başka bir gerçek daha var. Az sayıda finansal kurum, yapay zekâyı sessiz ama etkili bir şekilde üretim ortamına taşıyarak ciddi ölçekte değer üretiyor. Gartner’ın 2024 verileri, finans fonksiyonlarının %58’inin hâlihazırda yapay zekâ kullandığını gösteriyor. Ancak bu rakam bize önemli bir şeyi de hatırlatıyor: Yapay zekâyı kullanmak ile ondan ölçülebilir geri dönüş almak aynı şey değil.

Yapay zekâ artık bir tercih değil

Finans sektöründe yapay zekânın bu kadar kritik hâle gelmesinin arkasında üç temel dinamik var. İlki, dolandırıcılık yöntemlerinin inanılmaz bir hızla evrilmesi. Kural tabanlı sistemler, her gün yeni taktikler geliştiren saldırganlara karşı giderek daha yetersiz kalıyor. Deepfake destekli dolandırıcılık örnekleri istisna olmaktan çıktı; adeta yeni normalin habercisi.

İkinci dinamik, müşteri beklentilerindeki değişim. Müşteriler bankalarını artık diğer bankalarla değil, günlük hayatlarında kullandıkları en iyi dijital platformlarla kıyaslıyor. Kişiselleştirilmiş, hızlı ve bağlamı anlayan deneyimler artık temel beklenti hâline gelmiş durumda.

Üçüncü ve belki de en baskın unsur ise regülasyonlar. Uyum maliyetleri her yıl artarken, özellikle küçük ve orta ölçekli finansal kurumlar için bu yük giderek daha sürdürülemez bir hâl alıyor. Aynı dönemde, finans sektöründe yapay zekâ yatırımlarının neredeyse evrensel biçimde artması tesadüf değil; kurumlar bunu yapmaları gerektiğinin farkında.

Gerçek değer üreten kullanım alanları

Sahada karşılığını bulan yapay zekâ uygulamalarına baktığımızda, bazı kullanım alanlarının net biçimde öne çıktığını görüyoruz. Bunların başında dolandırıcılık tespiti geliyor. Gerçek zamanlı çalışan, davranışsal sinyalleri analiz edebilen yapay zekâ sistemleri; hem false-positive’leri ciddi oranda azaltıyor hem de gerçekten riskli işlemleri daha doğru şekilde yakalayabiliyor. Bu, finansal kayıpların önlenmesinin yanı sıra, müşteri memnuniyeti ve operasyonel verimlilik anlamına da geliyor.

Müşteri destek süreçleri de yapay zekânın hızla değer ürettiği bir başka alan. Bankacılık çağrı merkezlerine gelen taleplerin büyük bölümü basit ve tekrarlayan sorulardan oluşuyor. Bu noktada sanal asistanlar, doğru kurgulandığında ciddi maliyet avantajı sağlıyor. Ancak burada kritik bir denge var: Kullanıcılar yapay zekâdan hızlı ve doğru bilgi sunmasını bekliyor. Güven, hâlâ en önemli belirleyici unsur.

Kredi değerlendirme süreçleri ise yapay zekânın hem hız hem de denge açısından fark yaratabildiği alanlardan biri. Geleneksel skorlamaların, krediye uygun başvuruları zaman zaman kaçırabilmesi olasılık dahilinde. Ancak makine öğrenimi tabanlı modeller daha geniş veri setleriyle daha isabetli kararlar üretebiliyor. Bu noktada modele büyük iş düşüyor; açıklanabilirlik ve adalet mekanizmaları, tasarımın ayrılmaz bir parçası olmak zorunda.

Regülasyon ve uyum tarafında da benzer bir dönüşüm söz konusu. Artan mevzuat yükünü, manuel süreçlerle yönetmek her geçen gün daha da zorlaşıyor. Yapay zekâ destekli isim tarama, doküman analizi ve risk sınıflandırma çözümleri; hem false-positive’leri azaltıyor hem de uyum ekiplerinin gerçekten kritik konulara odaklanmasını sağlıyor. Düzenleyici kurumların bu teknolojilere giderek daha açık yaklaşması, bu dönüşümün önünü açıyor.

Kişiselleştirme ise çoğu zaman yalnızca kullanıcı deneyimi başlığı altında değerlendiriliyor, ancak etkisi bunun çok ötesinde. Doğru zamanda, doğru bağlamda sunulan teklifler; çapraz satıştan müşteri bağlılığına kadar pek çok metriği doğrudan etkiliyor.

Tüm bu senaryoların ortak noktası: gerçek zamanlı altyapı

Bu kullanım alanlarını yan yana koyduğumuzda, ortak bir ihtiyaç net biçimde ortaya çıkıyor: gerçek zamanlı çalışma. Dolandırıcılık tespiti, sanal asistanlar, kişiselleştirme ya da uyum süreçleri… Tüm bunların saatlik ya da günlük batch çalışan sistemlerle etkin biçimde yürütülmesi çok zor. Gecikme, finansal yapay zekâ için doğrudan bir risk unsurudur.

Dolayısıyla, finansal kurumların altyapı tercihleri çok kritik. Milisaniyenin altında veri erişimi, yüksek hacimli veri akışını kaldırabilme, kesintisiz erişilebilirlik ve modern yapay zekâ iş yüklerini destekleyebilecek esneklik artık temel gereksinimler arasında.

Redis, bu ihtiyaçların kesişim noktasında konumlanan bir teknoloji olarak öne çıkıyor. Gerçek zamanlı dolandırıcılık tespiti, yapay zekâ destekli kişiselleştirme, konuşma tabanlı asistanlar ve küresel ölçekte kesintisiz erişim gerektiren senaryolarda, tek bir platform üzerinden bu gereksinimleri karşılayabilmesi finans kurumları için önemli bir avantaj sağlıyor.

Yol haritası ne olmalı?

Quasys olarak sahada gördüğümüz en sağlıklı yaklaşım, “her şeyi aynı anda yapma” çabasından kaçınmak. Temiz veriye sahip, başarı kriterleri net bir kullanım alanıyla başlamak; risk yönetimi ve adalet çerçevelerini en baştan tasarlamak ve teknoloji sağlayıcılarının iddialarını gerçek kullanım senaryolarında test etmek, uzun vadede en sürdürülebilir sonuçları üretiyor.

Bugün yapay zekâdan gerçek değer üreten finansal kurumlar, mükemmel koşulları beklemiyor. Doğru soruları sorarak, doğru altyapıyı kurarak ve işe yarayanı cesaretle ölçekleyerek ilerliyor. Quasys olarak biz de tam bu noktada, yapay zekâyı yalnızca bir teknoloji başlığı olarak değil, uçtan uca çalışan, ölçülebilir ve güvenli bir yetkinlik hâline getirme perspektifiyle müşterilerimizin yanında konumlanıyoruz.

Yorumlar kapalı.